Güzel Gilaburu Nedir Diyorsan Tıkla

DEPOMUZDA.COM

Detaylar

Gilaburu nedir ?

ÇİÇEK’TEN  MEYVE’YE,DOĞA’DAN  SİZLERE:’’MUCİZE MEYVE,GİLABURU’’

Gilaburu Nedir?

Bu Meyve’nin adı kimine göre Şifa Kaynağı,kimine göre ise Böbrek Dostu.
Gilaburu fiziksel görünüm olarak, bodur ve yaprakları olan bir ağaçta yetişen meyvenin adıdır. Bu meyve büyük oranda üzüme benzemektedir. Kırmızı, iri ve sulu bir görünüme sahip olması onun lezzetinin dışa vurumudur. Aynı üzümde olduğu gibi salkımlar halinde ağaçta bulunan Gilaburu güzellikten sağlığa kadar pek çok alanda kullanılmaktadır. Kayseri’yle özdeşleşen,Böbrek dostu olan Gilaburu,Kayseri Bünyan ilçesinde yetişen, çalı şeklinde, salkımlı kırmızı yuvarlak meyveli bodur ağaçtır.İlkbaharda beyaz çiçek açar. Meyveleri sonbaharda hasat edilir toplanır. İlk toplandığında buruk bir tadı vardır. Su içinde salamurası yapılır. Yaklaşık iki-üç ay sonra buruk tadı kaybeder. Ekşi bir tada sahip olan gilaburu, şeker ve su ilavesi ile bu ekşi tadı giderilebilir. İlk defa kullananlara tadı biraz tuhaf gelebilmektedir.

Kayseri-Bünyan ile özdeşleşen Gilaburu, bölge halkı tarafından böbrek taşlarını ve kumu düşürmesi için kullanılır.Gilaburu idrar artırıcı, müshil ve yatıştırıcı etkileri de var olarak bilinir.Böbrek,safra ve karaciğer hastalıklarına karşı meyveleri yemiş olarak veya meyve suyu şeklinde de tüketilmektedir.

 

Yöresel İsimleri
Türkiye nin çeşitli yörelerinde farklı isimlerle anılır,başlıcaları: Gilaburu, gileburu, gilabba, gilabala, giraboğlu, gilaboru, kirebolu, kirabolu, giraboğulu gilamada ve gili gili bilinen isimleridir.

Başka Ülkelerde İsimleri
İngilizce ismi Guelderrose, Snowballbush, Eurepean Crannberry. Almanca da Gemeiner Schneeball adıyla bilinmektedir. Bulgaristan da Tchervena kalinka, İtalya da Polleno di maggio olarak bilinmekte. Tüm Dünyada bilimsel adı (Latince) Viburnum Opulus olarak bilinir.

Yetişmesi için İklim Şartları
Gilaburu daha çok yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlı karasal iklimde yetişmeye uygundur. Kaliteli meyve vermek için de güneşe ihtiyaç duyar. Gilaburu, hasattan 15-20 gün sonra yapraklarını döküp dinlenmeye girer.

Gilaburu Meyvesi
Gilaburu meyvesi, sonbahar sonlarında bıçak ya da makas kullanılarak saplarıyla hasat edilir. Musluk suyuyla yıkandıktan sonra yaklaşık üç ay boyunca su dolu bir kapta bekletilir. Bu süre sonunda meyveler olgunlaşıp ancak yenilebilecek tada gelir.

 

Nerelerde Yetişir?
Ülkemizde genel olarak İç Anadolu bölgesinde,bazı alanlarda yetişme imkanı bulmaktadır. Bölgenin toprak ve iklim yapısı, yetişmesi için gerekli olan optimal düzeyi sağlamaktadır. Başta Kayseri İli Bünyan İlçesi olmak üzere, Yozgat, Sivas, Konya gibi bazı İç Anadolu şehirlerinde de yetiştirilmektedir.
Kumlu, az taşlı ve bozkır topraklara tam uyum sağlayan Gilaburu bölge içerisinde yakından tanınmaktadır.Anadolu halkının farklı telaffuzlarla isimlendirdiği bu meyve, yüzyıllardan beridir Şifa Kaynağı olan Gilaburu’dan başkası değildir.

Gilaburu ve Bilimsel Gerçekler
Gilaburu bilimsel olarak birçok testten başarı ile geçmiştir. Günümüzde başta Amerika olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinde yoğun bir kullanım oranına sahiptir. Avrupa ülkelerinde meyve suyu olarak kullanılmaktadır. Ayrıca Amerika da birçok ilacın hazırlanmasında Gilaburu’dan faydalanılmaktadır.
Bağımsız araştırma kuruluşları, sağlık kuruluşları, ilaç firmaları gibi birçok kurum ve kuruluş tarafından yakından incelenen Gilaburu testlerin ardından kullanılmaya başlanmıştır. Ülkemizde bağımsız kuruluşlar ve üniversitelerin yaptığı araştırmalar neticesinde elde edilen sonuçlar Gilaburu’nun pek çok rahatsızlığın tedavisinde başarılı sonuçlar elde etmeyi kolaylaştırdığı yönündedir.

Gilaburu Meyvesi
Gilaburu meyvesinin tam olarak olgunlaştığı dönem sonbahardır. Sonbaharda olgunluk aşamasını tamamlayan meyve toplanmaya hazırdır. Sonbaharda toplanan taze Gilaburu salamura yöntemi ile bir süre bekletilmektedir. Salamura işlemi sonucunda (yaklaşık 3 ay) birden çok tüketim şekli ortaya çıkmaktadır. Ağaç üzerinde olgunlaşmalarının ilk aşamasını tamamlayan meyveler, salamura aşamasında tam olarak olgunlaşmalarını tamamlayarak tüketime hazır hale gelmektedirler.

Tüketim Şekilleri
İlk tüketim şekli, salamura içerisinden meyve tanelerini tek tek alarak direkt olarak tüketmektir. Bu kullanım şekli en kolay ve basit olanıdır. Damak tadınıza bu tüketim metodunun uygun olduğunu düşünüyorsanız, Gilaburu’nuzu kolaylıkla tüketebilirsiniz.
İkinci tüketim şekli ise, Gilaburu meyvesini salamura kavanozundan çıkararak suyunu sıkmaktır. Taneleri tüketmek damak tadınıza uygun değilse, direkt olarak suyunu içmeyi deneyebilirsiniz.
Bir diğer tüketim şekli ise, suyu sıkılan meyvenin kabuklarının kaynatılarak içilmesidir. Gilaburu meyvesinin kabuklarında birçok vitamin bulunmaktadır. Vitaminleri çöpe atmak yerine, kaynatarak suyunuda değerlendirmek mümkündür.
Yukarıda yazılı olanların dışında pek çok tüketim şekli ortaya çıkabilir. Damak tadınıza ve hazırlama zamanınıza göre sizlere en uygun seçerek Gilaburu kullanmaya başlayabilirsiniz.
Damak tadından bahsettiğimiz noktada minik bir hatırlatma yapmayı gerekli buluyoruz.
Gilaburu şeker ilaveli ve şeker ilavesiz olarak iki farklı formda kullanılabilir.
Tadı Lezzeti
Gilaburu’yu şeker ilavesiz tüketemeyebilirsiniz, bu konu damak tadı dediğimiz husus ile alakalıdır. Şeker ilavesiz olarak tüketemeyeceğinize kanaat getirdiyseniz, bir miktar şeker ekleyebilirsiniz. Şeker hastalarının şeker eklemeden tüketmeleri gerektiği hatırlatmasını da yapmamız da fayda var.
Öncelikli olarak doğal ortamda katkısız olarak yetiştirilen Gilaburu kürüne herhangi bir madde eklememeniz,doğallığı korumanız gerektiğini hatırlatmak isteriz. Çünkü Gilaburu doğanın direkt olarak kendisinden gelen organik bir meyvedir. İçerisine doğallığını bozacak herhangi bir madde eklenilmeden kullanılması tavsiye edilmektedir.

Gilaburu Faydaları
Gilaburu birçok hastalığa şifa kaynağı olarak gösterilen bir bitkinin meyveleridir. Bu meyveler doğru olarak kullanıldığında şifa dağıtmaktadır. Az sonra değineceğimiz birçok hastalığa  ve daha sayamadığımız pek çok rahatsızlığın tedavisinde kullanılmaktadır.
Doğadan gelen bitkilerle gerçekleştirilen tedaviler, ilaç bağımlılığının önüne geçmektedir. Ayrıca herhangi bir katkı maddesi barındırmıyor olması, sağlıklı bir tedavinin sinyallerini başarıyla sunmaktadır. Zaten unutulmamalıdır ki, günümüzde birçok hastalığın temel sebebinde, sağlıksız beslenme ve katkı maddeleri olan yiyeceklerin kullanılması bulunmaktadır.
Gilaburu’nun faydalı olduğu ve şifa dağıttığı bilinen hastalıkların bir kısmından bahsetmeden önce en iyi tedavi yönteminin doktor gözetiminde gerçekleştirilen tedavi olduğunu hatırlatmak isteriz.

Kalp Hastalıkları
Gilaburu meyvesinin içeriğindeki etkin maddeler damarların sağlıklı olarak çalışmasına imkan sağlamaktadır. Bu durum genel olarak kalp rahatsızlıklarında sıklıkla karşılaşılan damar tıkanıklığı, damar küçülmesi veya damar daralması gibi durumlar karşısında Gilaburu’nun etkin bir şekilde kullanılmasına olanak sağlamaktadır.
Gilaburu içerisinde yer alan doğal mineraller, vitaminler ve etkin maddeler ile damarların genişlemesine yardımcı olur. Böylece damar tıkanıklığı gibi nedenlerden oluşan kalp rahatsızlıklarının yaşanma riskini azaltır.

Eklem ve Romatizma Rahatsızlıkları
Eklem ve romatizma rahatsızlıklarının temelinde pek çok faktör bulunmaktadır. Bunlardan birisi kas sisteminin doğru olarak dinlenememesidir. Kaslar gün içerisinde gerçekleştirilen tüm faaliyetlerde etkin olarak görev alırlar. Bu duruma paralel olarak yorulurlar ve dinlenmeleri gerekmektedir. Yeterli oranda dinlenemeyen kaslarda zamanla rahatsızlıkların çıkması oldukça doğaldır.
Gilaburu, doğal bir kas gevşeticidir.Gün içerisinde gerçekleştirilen aktivitelerin ardından kasların gevşeyerek dinlenme moduna geçmesine yardımcı olur. Doğru miktarda dinlenmeyi başarabilen kaslar kramp ve gerilme gibi problemlere neden olmazlar. Aşırı gerilen kaslarda kramp ve yırtılmalar meydana gelebilir.Bu gibi durumların önüne geçmek adına kaslarınızı doğal bir kas gevşetici olan Gilaburu kullanarak dinlendirmeniz faydanıza olacaktır.

İdrar Yolu Rahatsızlıkları
İdrar yolu rahatsızlıkları genel anlamda boşaltım sistemi olarak ifade edilir. Tüketilen besinlerin vücudumuzdan doğru bir şekilde atılabilmesi sağlıklı çalışan boşaltım sistemi ile mümkün olmaktadır.
İdrar yollarında yaşanan rahatsızlıklar genellikle,düzenli ve sağlıklı bir şekilde tuvalete gitmeyi engellemektedir.İdrar yollarındaki çalışma sistemini düzenlemek adına Gilaburu kullanılabilir. İdrar yollarındaki daralmaları genişletici etkisi sayesinde en aza indirir. Böylece kişi idrar yollarında yaşanan problemi atlatabilir. İdrar anında yaşanan yanma ve zorlanmayı azaltıcı etkiye sahiptir.

Prostat
İlerleyen yaşla beraber ağırlıklı olarak erkeklerde ortaya çıkan prostat rahatsızlığı günlük aktivitelerinizi gerçekleştirirken zorlanmanıza neden olabilir. Gilaburu içerisindeki etkin maddelerin genişletici özelliği sayesinde mesanedeki daralma zamanla azalacaktır. Bu sayede mesanede biriken idrar tek seferde dışarı atılabilir.Prostat başta olmak üzere, idrar yolları rahatsızlıkları gibi boşaltım sistemi ile ilgili birçok rahatsızlıkta Gilaburu başarılı sonuçlar vermektedir.

Böbrek Rahatsızlıkları
Böbreklerde meydana gelen en önemli rahatsızlıklardan birisi olan böbrek taşları ve kum,hayatınızı zindan edebilir.Günümüzde böbrek taşı ile ilgili gerçekleştirilen operasyonlarda ağırlıklı olarak lazer tedavisi kullanılmaktadır. Bu tedavi yöntemi ile taş küçük parçalara ayrılabilmekte veya sabit olarak kaldığı yerden hareket ettirilerek idrar ile dışarı atılması planlanmaktadır.
Gilaburu böbrek taşının operasyona gerek kalmadan ortadan kaldırılması konusunda büyük bir başarıya sahiptir.İçerisindeki etkin maddeler sayesinde böbrek taşının çözünme sürecini başlatarak taşın doğal olarak idrara karışıp dışarıya atılmasını sağlamaktadır.
Böbrek taşları farklı cins ve özelliklere göre sınıflandırılsa da dünya genelinde yaygın olarak görülen birçok böbrek taşı cinsine karşı Gilaburu başarı sağlamaktadır.Ağrı,sancı, yanma gibi şikayetler olmadan böbrek taşından kurtulmak için Gilaburu denenebilir.
Böbrek taşlarının yanında, böbreklerin düzensiz olarak çalışması,kabızlık şikayeti gibi hem böbrek hem de genel anlamda boşaltım sistemi ile ilgili problemlerde Gilaburu büyük önem arz etmektedir. Böbreklerin düzenli ve sağlıklı olarak çalışması adına böbreklerin çalışmalarını düzene sokarak birçok rahatsızlığı engellemektedir.

Kadın Hastalıkları
Gilaburu kadın hastalıklarının tedavisinde etkin olarak tercih edilmektedir. Özellikle adet dönemlerinde yaşanılan sancılar ve krampların önüne geçerek ağrısız, sancısız adet dönemleri yaşamanızı kolaylaştırır. Rahim kaslarının sağlıklı çalışmasını düzenler.

Basur Rahatsızlıkları
Günümüzde sıklıkla rastlanılan rahatsızlıklardan birisidir. Sağlıksız beslenme, düzensiz çalışan boşaltım sistemi gibi pek çok nedene bağlı olan bu rahatsızlık tuvalet ihtiyacının giderilmesi esnasında zorlanmaya bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.
Ağırlıklı olarak kabızlık şikayeti ile birlikte duyulan basur rahatsızlığını engellemek adına Gilaburu kullanmak basurun ortadan kalkmasını kolaylaştırılacaktır. Çünkü Gilaburu boşaltım sisteminin (özellikle bağırsakların) doğru oranda çalışmasını sağlar ve kabızlığın önüne geçer. Buna bağlı olarak kabızlık yaşanmayacağından dolayı basura yapılan baskı etkisi ortadan kalkarak basur rahatsızlığının ortaya çıkmasının önüne geçilmiş olacaktır.

Strese Bağlı Uykusuzluklar
Yoğun tempoda yaşanan iş hayatı stresi de beraberinde getirmektedir. Yoğun streste beraberinde pek çok rahatsızlığı taşımaktadır. Uyku problemleri, uyuyamama veya uyumasına rağmen uykusuzluk yaşama bu problemlerden en sık karşılaşılanlardır.
Sorunun çözümüne istinaden öncelikle stresin ortadan kalkması gerekmektedir. Günümüz şartlarında çok istememize rağmen bu durum maalesef mümkün olmayabilir. Bunun için Gilaburu kullanarak stresin yaşattığı gerginliği üzerinizden atmanız mümkündür. Gilaburu içerisindeki rahatlatıcı ve dinginlik verici etkin maddeler gün içerisinde sakinliği korumanıza imkan sağlamaktadır. 
             
Böbreklere Faydaları
Gilaburu, böbrekler ve üreter sistemi yani boşaltım sistemini temizler. Böbreklerdeki tembelliği yavaş çalışmayı giderir. Böbreklerde üre ve Kreatin gibi zararlı maddeleri tahliye ederek böbreği rahatlatır.

Böbrek Taşına
Gilaburu, böbreklerde taş oluşumuna engel olur. Böbrek taşlarını eriterek atılımını sağlar. Böbrek ağrısını giderir.
Böbrek Taşı Zararlarına
Önlem alınmayan böbrek taşı, böbreğin içindeki hassas hücreleri tahrip eder. Gilaburu, taşların oluşturduğu tahribatı önleyerek böbreğin ömrünü uzatır. Böbreklerin iflasına - ölümüne engel olur.
Böbrek Yetmezliğine
Böbrek yetmezliği, böbrekler ya bitmiş yada az çalışan hasta demek. Böbreklerin idrarı atamaması böbrek yetmezliğinin kanıtıdır, hayati tehlike meydana getirir. Gilaburu böbrek yetmezliğinde idrarın atılmasını böbreklerden tahliye edilmesini sağlayarak hayati fayda sağlar. Gilaburu kullananların idrar çıkarma sorununu çözdükleri kanıtlanmıştır.
İdrar Yollarına
Gilaburu antiseptiktir, bu özelliğiyle idrar yollarında oluşan iltihapları temizler. İdrar yolları tembelliğini giderir. İdrarı söktürür. İdrarın hızını ve hacmini artırır.
Tansiyon ve Kalp İçin
 Tansiyon ister düşük olsun ister yüksek sağlımız için sorun teşkil eder. Kalp ve damarların sağlıklı olması tansiyon için en önemli şarttır. Kasların kasılması yada daralması kalbimizin kan basıncını yükseltir. Kalbimizin düzensiz çalışmasında da basınç yükselir tansiyon sorunu oluşur. Gilaburu, kasları gevşeterek rahatlama sağlar tansiyona engel olur. Gilaburu da bulunan en önemli besin olan potasyum ve sodyum sa kalbin bir düzen içinde  çalışmasını sağlayarak tansiyon sorununa engel olur.
Kasılmalar - Kramp
Kasılma ve kramplarda en büyük neden kasların yoğun hareket görmesi - zedelenmesi - aynı pozisyonda hareketsiz kalınması - kalsiyum ve potasyum eksikliği sayılır. Gilaburu içeriğindeki valerikasit teskin edici rahatlatıcı etki yapar kaşların gevşemesini sağlar. Gilaburu da bulunan yüksek orandaki potasyum ve  kalsiyum kasların ihtiyacını karşılayarak kasılma ve kas ağrılarına engel olur.
Kadın Hastalıkları
Kadın hastalıkları denince adet dönemi ağrıları ilk başta gelir. Adet döneminde kasların kasılmasıyla dayanılmaz ağrılar meydana gelmektedir. Gilaburu, bu dönemde kadınların vazgeçilmezidir. Gilaburu, kas gevşetici rahatlatıcı ağrı kesici özellikte olduğundan kadın hastalıkları ve adet dönemi ağrılarını gidermektedir.
Basur - Mayasıl - Hemoroid
Basur günümüzde bir çok insanda, 50 yaş üzeri daha sıklıkla görülüyor. Basur da en büyük neden, kabızlık ve bağırsakların tembel olması gelir. Kabızlık ve tembel bağırsak, idrarın atılımında engel oluşturur ve ıkınma ihtiyacı olur. Ikınmayla birlikte basura yapılan basınç basur hastalığını meydana getirir. Gilaburu, kabızlık giderici etkisiyle, idrarın hacim ve hızını artırır basur hastalığına engel olur.
Epilepsi Sara Nöbetleri
Epilepsi sara nöbetleri diye bilinen hastalığın nedenleri arasında beyindeki kılcal damarlarının geçirgenlik özelliğini ve mukavemetini kaybetmesi vardır. Kandaki atık maddeler, karbondioksit ve üre gibi zararlı maddelerde kılcal damarlardaki kana karışarak geçirgenliğini kaybetmesine sebep olurlar. Gilaburu, kandaki üre gibi zararlı maddelerin kana karışmasını engelleyerek sara nöbetlerine engel olur. Gilaburu da bulunan aktif maddeler kanın temizlenmesine, damarların geçirgenlik ve mukavemetinin artırılmasına faydalıdır.  
Uyku bozuklukları ve Sinirsel hastalıklar
Stres hali, asabiyet, gerginlik, hayatımızın olmazsa olmazı artık. Gerginlik, sinirlere hakim olamama en çok karşılaşılan problemdir. Nasıl gevşeyip rahatlayabiliriz? Gilaburu içerek rahatlayabiliriz. Gilaburu da bulunan etken maddeler rahatlamamıza yardımcı oluyor. Her gün yatarken 1 su bardağı gilaburu, hem uyku, hem sinirsel rahatlama sağlıyor.

ALINTIDIR….

 

SAĞLIKLI GÜNLER DİLEKLERİMİZLE…..

 

Gilaburu Satın Al

Depomuzda.com

gilaburu

Gilaburu Satın Al

Gilaburu Nedir

gilaburu

Gilaburu Siparişi

Gilaburu Nedir

gilaburu

Gilaburu Sipariş Et

Gilaburu Nedir

gilaburu

Gilaburu Şeker Hastaları İçin

Gilaburu Nedir

gilaburu

Gilaburu Böbrek Taşı İçin

Gilaburu Nedir

Gilaburu Nedir

Depomuzda.com

gilaburu

Gilaburu

Gilaburu Nedir

gilaburu fiyatı

Gilaburu Fiyatı

Gilaburu Nedir

gilaburukayseri

Gilaburu Kayseri

Gilaburu Nedir

gilaburu suyu

Gilaburu Suyu

Gilaburu Nedir

gilaburu faydaları

Gilaburu Faydaları

Gilaburu Nedir

gilaburu-nedir

Gilaburu Meyvesi

Gilaburu Nedir

T.C. ERCİYES ÜNİVERSİTESİ ECZACILIK FAKÜLTESİ GİLABURUNUN ANTİOKSİDAN AKTİVİTESİNİN ARAŞTIRILMASI Hazırlayan Emine Esra ORAKÇI Danışman Prof. Dr. Müberra KOŞAR Eczacılık Fakültesi Bitirme Tezi Haziran 2010 KAYSERİ
GİLABURU ANTİOKSİDAN AKTİVİTELERİNİN ARAŞTIRILMASI T.C. ERCİYES ÜNİVERSİTESİ ECZACILIK FAKÜLTESİ GİLABURUNUN ANTİOKSİDAN AKTİVİTESİNİN ARAŞTIRILMASI Hazırlayan Emine Esra ORAKÇI Danışman Prof. Dr. Müberra KOŞAR Eczacılık Fakültesi Bitirme Tezi Haziran 2010 KAYSERİ 1. GİRİŞ VE AMAÇ Vücudumuz normal fonksiyonları için enerji üretirken, her saniye milyonlarca serbest radikal oluşmasına neden olur. Serbest radikaller, vücuttaki somatik hücrelere ve bağışıklık sistemine saldırarak onları oksidasyonla hasara uğratan moleküllerdir. Serbest radikaller yaşam için gereklidir; fakat yüksek derecede reaktif olduklarından biyomoleküllerle kolayca reaksiyona girerek hücrelere zarar verebilecek toksik özellikte bileşikler oluşturabilir. Çevre kirliliği, kimyasal maddeler, petrokimya ürünleri, sanayi atıkları, ilaçlar, UV ışınları, ozon kozmik ışınlar, X ışınları, virüsler, enfeksiyon, stres, sigara dumanı, otomobil egzoz gazları, modern gıdalar, yüksek şeker, yağ miktarı yüksek gıdalar, alkol ve hatta yoğun egzersizler de oksijen kullanımındaki artışla beraber vücudumuzdaki serbest radikallerin sayısını sürekli olarak ve tahmin edemeyeceğimiz kadar artırır. Antioksidanlar; hücrelere zarar veren bu serbest radikallerle reaksiyona girip onları etkisiz hale getirerek, kanser ve kalp hastalıkları dahil pek çok hastalığa ve erken yaşlanmaya neden olabilecek zincir reaksiyonları engelleyen veya etkilerini azaltan moleküllerdir. Bu özellikleriyle hücrelerin anomalileşme ve sonuç olarak tümör oluşturma risklerini azalttıkları gibi hücre yıkımını da azalttıkları için, daha sağlıklı ve yaşlılık etkilerinin minimum olduğu bir yaşam sağlarlar. Günümüzde antioksidan özelliği keşfedilen birçok farklı madde vardır. Bu maddelerin bir kısmını vücut kendisi serbest radikallere karşı bir savunma sistemi olarak üretirken, bir kısmını diyetimizle özellikle bitkilerden alırız. Son yıllarda sentetik antioksidanların yan etkilerinin görülmeye başlamasıyla; besin kimyası ve koruyucu tıbbın, doğal antioksidanlara ilgisi artmıştır. Artan bu ilgi, tüm dünyada bitkisel tedavinin desteklenmesine de zemin oluşturmuştur. Türkiye, tıbbi ve aromatik bitki çeşitliliği bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden birisidir. Türkiye florasında11.000 in üzerinde tür kayıtlıdır. Bunlardan yaklaşık 1000 kadarı halk arasında tıbbi amaçlarla kullanılmaktadır. Gilaburu (Viburnum opulus L.) da bu bitkilerden bir tanesidir. Gilaburu bitkisi (Viburnum opulus L.) Dipsacales (Rubiales) takımının Caprifoliaceae (Hanımeligiller) familyasından olup, Crampbark, Guelder Rose, European Cranberrybush gibi değişik isimlerde de bilinmektedir. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yetişmekte olan gilaburu yöreden yöreye farklı isimlerde anılmaktadır. Örneğin; Kayseri yöresinde gileburu, gilebolu, gilaburu, gilaboru; Konya yöresinde giraboğulu; Tunceli ve Karadeniz Bölgesi’nde ise gili gili şekline dönüşmüştür. Gilaburu, hızla büyüyen çok yıllık bir bitkidir ve yüksekliği 1 metreden 4 metreye kadar çıkabilir. Oldukça gösterişli, 5- 10 cmçapındaki geniş salkımlar oluşturan yeşilimsi beyaz çiçekler ilkbaharda açar. İnce kabuklu, tek çekirdekli, karın yarığı bulunmayan, küre şeklindeki meyvelerden yaklaşık 30-40 tanesi bir salkımı oluşturmaktadır. Olgunlaştıkça sulanan meyveler zayıf, sarkık, şemsiyemsi bir görünüm almaktadır. Gilaburu suyu Orta Anadolu’ da yıllardır geleneksel bir içecek olarak tüketilmektedir. Sonbahar sonlarında meyveler saplarıyla toplanıp, musluk suyuyla yıkandıktan sonra yaklaşık üç ay boyunca su dolu bir kapta bekletilmekte ve bu süre sonunda meyveler olgunlaşıp, yenilebilecek bir tada gelmektedir. Daha sonra meyve suyu elde etmek için meyveler preslenmekte ve tüketimden önce suyla seyreltip bir miktar şeker ilavesiyle içmeye hazır hale getirilmektedir. Gilaburu meyvesinin sağlık açısından bir çok faydaları bulunmaktadır. Hafif astım, epilepsi nöbetleri, yüksek tansiyon, menstrüal sancılar, damar ve kas kasılmaları, uyku bozuklukları ve sinirsel düzensizlikler gibi rahatsızlıklarda etkili olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı Kayseri, Pınarbaşı bölgesinden toplanan gilaburu bitkisinin yaş ve kurutulmuş meyvelerinin farklı polaritelerdeki ekstraktlarının antioksidan aktivitesini araştırmaktır. 2. GENEL BİLGİLER 2.1.TARİHÇE Tedavi amacıyla kullanılan bitkilerin sayısı, antik çağdan beri devamlı bir artış göstermiştir. Mezopotamya uygarlığı döneminde kullanılan bitkisel drog sayısı yaklaşık 250 civarındaydı. Eski Yunan döneminde 600 kadar tıbbi bitki tanınıyordu. İslam medeniyeti tıbbında bu sayı 4000 lere kadar yükselmiş, XIX. yüzyılın başlarında ise bilinen tıbbi bitki sayısı 13000 e erişmiştir. Günümüzde ise bu rakamın 100000 e ulaştığı tahmin edilmektedir. Hastalıkların doğrudan bitkilerle tedavisi XIX. yüzyıla dek sürmüş, sonraları bu uygulama, yerini sentetik veya yarı sentetik maddelere bırakmıştır. Son çeyrek yüzyılda ise buna ek olarak tıbbi bitkilerden izole edilmiş aktif maddelerden hazırlanan ilaçlar da gündemdeki yerini almaya başlamıştır (1). Gilaburu 16. yüzyıldan bu yana yetiştiriciliği yapılan bir bitkidir. Eski zamanlarda, Kuzey Amerika’ da bulunan yerli halk tarafından, V. opulus kabuk ve yaprak ekstrelerinin, diüretik olarak ve salgı bezlerindeki şişkinliklerle kabakulak tedavisi ve göz hastalıklarında kullanıldığına dair kayıtlar bulunmaktadır (2). 2.1.1.Gilaburunun Dünyada Kullanımı Tüm dünyada, Viburnum bitkisinin meyvelerinin, kabuklarının ve yapraklarının antispazmodik, yatıştırıcı, diüretik, müshil, jinekolojik kanamalarda hemostatik ve haricen vazotonik olarak, ayrıca dismenore, mide ağrıları, safra ve karaciğer hastalıkları ile böbrek taşlarına karşı kullanıldığı bilinmektedir. V. inopinatum yapraklarının su ile kaynatılmasıyla hazırlanan ekstre Tayland’ da mide ağrılarının tedavisinde, V. nervosum kökleri de Hindistan’ da akut furunkulozis tedavisinde kullanılmıştır (2). Avrupa ülkelerinde çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan V. opulus gösterişli yapısı ile bazı çevrelerde süs bitkisi olarak yetiştirilmektedir. Çiçekler ve meyveler suda kaynatıldığında boğaz ağrısına, ağız ve diş iltihaplarına karşı etkilidir. Bitkinin gövde kabuklarından elde edilen tozların tereyağ ile karıştırılıp dermatolojik yaralara uygulandığı bilinmektedir. Yine bu ülkelerde V. opulusbitkisinin ağaç kabukları astım ve kramp giderici bitkisel ilaçların yapımında kullanılmaktadır. Kanada’ da ise reçel ve marmelat sanayisinde yaban mersini meyvesiyle birlikte kullanılmaktadır (3,4). Viburnum opulus Ukrayna’ da kalyna adıyla bilinmekte olup, ülkenin ulusal simgesidir. Ukrayna halk kültüründe izlerine şarkılarda, tablolarda ve danslarda rastlamak mümkündür. Ayrıca Ukrayna ordusunun milli marşının adı da ‘Chervona Kalyna’ dır. Buralarda genellikle menstrual kramplar, doğum sonrası rahatsızlıklar, düşük ve kanamaların önlenmesi gibi kadınsal hastalıkların tedavisinde, antispazmodik ve kan basıncını düzenleyici olarak kullanılmaktadır (5). Bulgaristan’ da Tchervena kalinka, İtalya’da Pallone di maggio olarak bilinen bu bitki; Bulgaristan’ da özellikle uterus tonüsünü artırıcı ve kanamayı durdurucu olarak, İtalya’ da ise bunların yanı sıra düşüğü önleyici olarak tedavi amaçlı kullanılmaktadır (6). Harward Medicine School' da yapılan ve The New England Journal of Medicine' da yayınlanan bir çalışmada günde 250 gram gilaburu suyu tüketiminin sağlık üzerine olumlu etkilerinin olduğu belirtilmektedir (5). 2.1.2.Gilaburunun Ülkemizde Kullanımı Türkiye bir çok meyve türünün gen merkezi ve doğal yayılma alanıdır. Bugün dünyada yetiştirilmekte olan 138 kadar meyve türünün 75’ i Türkiye’ de yetiştirilmektedir. Türkiye’ de görülen bu tür zenginliği yanında çeşit bolluğu da mevcuttur. Gilaburu da bu tür ve çeşit zenginliğinin içinde yer alan bir bitkidir. Gilaburu (Viburnum opulus L.), Caprifoliaceae familyasından, kışın yaprağını döken, 2- 4 metre boylanabilen bir türdür. Bu türün meyveleri yemiş, turşu, reçel ve değişik şekillerde yiyecek olarak değerlendirilmektedir (7). Gilaburunun kabuk, meyve, çiçek ve suyunun geleneksel tıpta ve değişik alanlarda geniş bir kullanımı bulunmaktadır. Türkiye’ de doğal olarak yetişen bu meyve "Gilaburu”, "Gülabba”, "Gilaboru”, "Gilebolu”, "Geleboru” ve "Giligili” gibi değişik isimlerle bilinmektedir. Bitkisel görüntüsünün uygunluğu nedeniyle süs bitkisi olarak da kullanılmaktadır. Türkiye’ de yetiştiriciliği pek yaygın olmayan, kültüre alınmamış, fakat kültüre alınması gereken bir meyve olan gilaburunun bir çok özelliğinin incelenmesi gerekmektedir (8). V. opulus meyve suyu Orta Anadolunun merkezinde özellikle Kayseri’ de geleneksel bir içecek olarak tüketilmektedir. Ekim-Kasım aylarından itibaren olgunluk durumuna göre meyveler toplanmakta, yaprak, çöp ve diger kısımlar ayrıldıktan sonra su ile yıkanmakta ve çeşitli büyüklükteki topraktan yapılmış küplere ya da plastik kaplar içerisine konmaktadır. Bu kaplar su ile doldurulup hava almayacak şekilde serin ve karanlık bir yerde yaklaşık 3 ay kadar bekletilmektedir. Bu sürede meyvede olgunlaşma ve kekremsi, buruk tadında kısmi bir azalma meydana gelmektedir. Olgunlaşmayı takiben meyveler preslenerek elde edilen ekstre 1:4 oranında su ile sulandırılmakta ve şeker ilave edilerek tüketime sunulmaktadır (3, 4, 9-11). Kayseri yöresinde V. opulus, böbrek taşlarının ve kumlarının düşürülmesinde, idrar kesesi, karaciğer, mide ve prostat rahatsızlıklarında, sinirsel bozukluklarda, romatizma, diyabet, kabakulak, hemoroit gibi hastalıklarda, ayrıca, hipertansiyon ve adet düzensizliklerinde tedavi edici olarak kullanılmaktadır (3, 4). 2.2.GİLABURU (VİBURNUM OPULUS) 2.2.1.Gilaburunun Botanik Özellikleri Latince ismi Viburnum opulus Linnaeus, olan bu bitki, Magnoliopsida sınıfı, Asteridae alt sınıfı, Dipsacales takımı, Caprifoliaceae ailesine ait yaklaşık 2-4 metreye kadar büyüyebilen, çok yıllık, kışın yapraklarını döken, beyaz çiçekli, çalı formunda bir bitkidir(3, 7, 10). Bu bitki, dünyada çoğunlukla kuzey yarım kürenin ılıman iklim kuşağında yetişmektedir. Familya içinde 18 cins ve 500 kadar tür bulunmaktadır. Bitkinin sistematikteki yeri Çizelge 2.1 de gösterilmiştir. Çizelge 2.1. Viburnum opulusbitkisinin sistematikteki yeri Alem : Plantae Sube : Magnoliophyta, Sınıf : Magnoliopsida Takım : Dipsacales Familya : Caprifoliaceae (Hanımeligiller) Cins : Viburnum Tür : Viburnum opulus (Gilaburu) Selçuklular ve Osmanlılar zamanında bu bitkiye, çiçeklenme dönemindeki güzelliğinden etkilenip 'Gül Ebru' ismi verilmiş ve bu isim dilden dile değişime uğrayarak Kayseri ve çevresinde ‘gileburu, gilebolu, gilaboru, giraoğlu’, Konya’da ‘gilaboru veya giraboğulu’, Sivas ve Yozgat’ta ‘gilaburu, girabolu, geleboru’, Tunceli ve Karadeniz’de ise ‘giligili, dağdağan, dağdığan, geleboru, gilabada ve gildar’ şekline dönüşmüştür (3, 4, 12). İngilizce’de Guelder rose, Snowball Bush, European Cranberry, High Bush Cranberry, Stagbush, Cranberry viburnum adlarıyla; Almanca’da Gemeiner Schneeball adıyla bilinmektedir (4). Bazı botanikçilere göre vatanı Türkiye, bazılarına göre ise Orta Çin’dir. Gilaburu daha çok yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlı karasal iklimde yetişmeye uygun bir bitki olup, Viburnum’un Asya ve Avrupa’ya özgü bir türüdür. Türkistan, Sibirya, Amerika, Avrupa, Kuzey Asya ile Kuzey Afrika'da sınır ve süs bitkisi olarak yetiştirilmektedir. Türkiye' nin ise Orta Anadolu ve Karadeniz Bölgeleri’ ne yayılmıştır. Ülkemizde Kayseri, Bursa, Sakarya, Ankara, Tokat, Sivas, Trabzon, Çoruh, Maraş, Kırşehir, İstanbul, İzmit, Erzurum, Samsun illerinde doğal olarak yetişmektedir (5). Viburnum opulus’ un Türkiye’ deki dağılışı Şekil 2.1 de gösterilmiştir. Organik maddelerce zengin topraklardan hoşlanan Viburnum opulus, iyi gelişebilmek için bol miktarda suya, iyi renkli ve kaliteli meyve vermek için de güneşe ihtiyaç duymaktadır. Bu yüzden, orman kenarları ve ormanların seyrek olduğu bölgelerde, daha çok su kenarlarında ve nemli yerlerde yetişir. Dikiminden 3 yıl sonra ürün vermeye başlamakta ve dip sürgünleri sayesinde 300 yıl kadar yaşayabilmektedir. Bazen bir çalı görünümünde, bazen de boyu 4 metreye ulaşan bodur bir ağaçtır. Morfolojik olarak bitkinin karışık dizilmiş yaprakları, 3-5 parçalı, kenarları düzensiz dişli ve yeşil renklidir. Bu renk sonbaharda kırmızıya döner. Çiçek şekli birleşik şemsiye olup, her bir çiçek durumu 5- 10 cm çapında, dışta beyaz renkli, gösterişli ve steril, iç kısımdaki fertil çiçekler ise yeşilimsi beyaz renktedir. Çiçekler 25-50 meyveli meyve salkımını oluşturmaktadır. Bitkinin Ağustos, Eylül aylarında olgunlaşan parlak kırmızı renkteki oval, kokusuz, lezzetsiz, asidik olan meyvesinin çapı yaklaşık 8 mm, ağırlığı 0,7 g, yoğunluğu ise 0,0416 g/ cm3’tür ve tohumları kalın endospermlidir. Gövde çok dallı ve taç şekli dağınıktır. İnce dalları pürüzsüz, dallar ilk yıl parlak yeşil sonraki yıllar kahverengi, kabuk altı ise beyazdır (3, 4, 7, 10, 13). 2.2.2.Gilaburunun Halk Arasında Kullanımı Salkım halindeki kırmızı meyveler sonbaharda, yani olgunlaştıktan sonra toplanır. Bu şekilde yenilebilir ya da suyu sıkılarak içilebilir. Gilaburu suyunun, böbrekte oluşan kum ve taşları eritici özelliği olduğu bilinmekte ve Anadolu' da safra kesesi hastalıkları ile bazı karaciğer hastalıklarının tedavisinde de bu bitkiden yararlanılmaktadır. İlk toplandığında acı bir tadı olan gilaburu, su içinde salamura yapılır. Yaklaşık bir ay sonra salamura suyunda bu acılığını kaybeder. Bu haliyle içilebilir hale gelir. Bu şekilde (5-15 derecede) tazeliğini 1 yıl süreyle koruyabilir. Salamura suyundan günlük içilecek miktar çıkarılır, sıkılır, su ilavesi ile bire bir seyreltilir ve tercihe göre şeker ilave edilerek içilir. Dikkat edilmesi gereken nokta sıkılan meyvenin aynı gün tüketilmesi gerektiğidir. Sonbaharda toplanıp salamura yapıldıktan sonra tüketilen gilaburu, sadece böbrek hastalıklarına değil, birçok hastalığın tedavisinde de yararlı olmaktadır. Ayrıca, meyveleri ve çiçekleri geleneksel tıpta müshil ilacı, damar kasılmaları ve sinirsel düzensizliklerde yatıştırıcı olarak kullanılmaktadır. Meyvenin çekirdeklerinden ve kabuğundan aynı amaçlarla Avrupa’ da da yararlanılmaktadır (5, 10). Gilaburu ağaç kabuğu ise, kramplara, kas gerginliklerine ve menstrüal sancılara karşı olumlu etki oluşturur. Kasın gevşemesini sağlayan 'viopu-dial' bileşenin bu bitkide olduğu düşünülmektedir. Gilaburunun diğer aktif bileşenleri ise hidrokinonlar, arbutin, metilarbutin, skopoletin ve skopolin gibi kumarinler ile tanenlerdir (10). Ayrıca kabuklarının çay, tentür ve natürel ilaç olarak kullanıldığı söylenmektedir. Kabukları kaynatılan gilaburu, astım, romatizma, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sara nöbetleri (epilepsi), kabakulak, doğum sonrası spazmlar, uyku bozukluğu gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanılabilmektedir. Üriner enfeksiyonlar ile bazı kanser tümörlerindeki azalmaların gilaburuda bulunan antioksidan maddelerle olan ilgisi üzerindeki çalışmalar ise halen devam etmektedir. Bu bitki; indirgen şeker, sodyum, potasyum ve yüksek miktarda C vitamini (askorbik asit) ve antioksidan maddeler içerir. Bu özellikleri sebebiyle gıda sektöründe gelecekte yoğun ilgi göreceği düşünülmektedir. Ayrıca şerbet olarak isimlendirilen tatlı meyve suyunun vücudu zinde ve güçlü kılan zengin vitamin kaynağı olduğu bilinmektedir. Bunun için, her fincan suya 1 çay kasığı gilaburudan hazırlanan preparattan ya da 20-75 damla 1:5’ lik gilaburunun sıvı ekstresinden günde 3 kere veya her saat başı 1 çay kaşığı ve hastalıklara bağlı olarak her 15 dakikada 15 damla damlatılması tavsiye edilmektedir (4). 2.2.3.Gilaburu ile Yapılmış Kimyasal ve Farmakolojik Çalışmalar ve Biyoaktivite Çalışmaları 2.2.3.1.Kimyasal Çalışmalar Gilaburuyla ilgili yapılan kimyasal çalışmalarda sıvı kromatografisi, ince tabaka kromatografisi ve yüksek basınçlı sıvı kromatografisi yöntemleri kullanılmıştır. Yapılan bir çalışmada S. nigra ve V. opulus bitkilerinin içerdikleri fenolik asitler araştırılmış, sonuç olarak V. opulus‘ un kafeik asit, p-kumarik asit, gallik asit, protokateşik asit, şirincik asit, klorojenik asit ve elajik asit gibi asitleri içerdiği kanıtlanmıştır (14). V. opulusbitkisi salisin ve klorojenik asit içerikleri HPLC metodu ile incelenmiştir. V. opulus meyvelerinin % 1.27 salisin ve % 1.24 klorojenik asit içerdiği sonucuna ulaşılmıştır (15). Fenolik asitler ve flavonoller bakımından HPLC metodu ile incelenen V. opulus meyve suyunda klorojenik asitin 798.81 mg/L, flavonollerden mirisetinin ise 35.97 mg/L konsantrasyonda olduğu belirlenmiştir (3). 2.2.3.2.Farmakolojik Çalışmalar V. opulus bitkisinin antinosiseptif ve antiinflamatuar etkilerinin araştırıldığı bir çalışmanın sonuçları 100-200 mg/kg dozda antinosiseptif etkisinin olduğunu göstermiştir. Bu dozlarda antiinflamatuar etkisine rastlanmayıp, LD50 değeri 5.447 g/kg olarak belirlenmiştir (16). Viburnum opulus bitkisinin gastroduodenal mukoza üzerinde koruyucu etkisinin araştırıldığı bir çalışma;Viburnum opulus proantosiyanidinlerinin, endojen nitrik oksit miktarını artırarak, lipid peroksidasyonunu baskılayarak ve antioksidan aktiviteyi mobilize ederek gastroduodenal mukoza üzerinde koruyucu etkisi olduğunu göstermiştir (17). 2.2.3.3.Biyoaktivite Çalışmaları Viburnum opulus L. ile yapılan biyoaktivite çalışmlarında DPPH● radikal süpürücü aktivite, demir(III) indirgeme/antioksidan kuvveti, toplam fenol miktar tayini ve fosfomolibdenum kompleks yöntemleri kullanılmıştır. Çalışmaların sonuçları V. opulus meyve, dal, yaprak ve çekirdek ekstraktlarının farklı antioksidan aktivitelere sahip olduklarını ve hiçbir ekstraktın oksidasyonu artırıcı özelliklerinin olmadığını göstermiştir. 2.3.SERBEST RADİKALLER VE ANTİOKSİDANLAR 2.3.1.Serbest Radikaller Detayları tam olarak bilinmese de dünya üzerinde hayatın 3 milyar yıldan beri devam ettiği ve ilk meydana gelen canlının güneş ışığını kullanarak fotosentez yaptığı ve atık ürün olarak da oksijen molekülünü oluşturduğu düşünülmektedir. Yine aynı görüşe göre oksijenin bugünkü seviyesine ulaşması için 30 milyon yıl geçmesi gerekmiştir. Moleküler oksijen, aerobik organizmalar için gerekli olduğu kadar bu organizmalar için uygun koşullar sağlandığında tehlikeli de olabilmektedir. Oksijeni keşfeden Priestley ve Scheele ile oksidasyon olayını keşfeden Lavoisier da oksijenin bu tehlikeli durumundan söz etmişlerdir. Her üç bilim adamı da oksijenin hem hayatın kendisi olduğunu hem de hayatın yine aynı oksijen tarafından yok edildiğini belirtmişlerdir (20). Soluduğumuz havanın %21 ini oluşturan oksijen solunum olayı sonucunda mitokondrilerde bulunan elektron taşıma sistemlerinde (ETS) bazı enzimsel olaylar ve indirgenme reaksiyonları ile suya çevrilmekte ve zararsız hale getirilmektedir. Tüm bu olaylar sonucunda elde edilen enerji de bize hayat vermektedir. Peki ama oluşan su toksik olmadığına göre oksijeni bu kadar tehlikeli yapan sebep nedir, niçin oksijen miktarındaki en ufak değişmeler hayati sonuçlar doğurmaktadır? Vücudumuzdaki elektron taşıma sistemleri mükemmel değildir ve bazı durumlarda oksijen suya kadar indirgenemeden ortamdan uzaklaşır ve henüz reaksiyonunu tam olarak gerçekleştirememiş olan bu oksijen yarım bıraktığı bu reaksiyonu her türlü hücresel materyalle tamamlama eğilimine girerek çok tehlikeli bir hal alan reaktif türleri oluşturur (21). Serbest radikaller, bir veya daha fazla ortaklanmamış elektron içeren atom, molekül veya iyonlardır. Kuantum kimyasına göre bir bağın yapısına ancak iki elektron girebilir. Ayrıca bu iki elekronun ters spinli olması gerekir. Yani elektronlardan biri saat yönünde dönerken diğeri tersi yönde döner. Bu şekilde bir araya gelmiş elektron çiftleri oldukça kararlıdır ve insan vücudunda neredeyse tüm elektronlar elektron çifti halinde bulunur. Bir bağ koptuğunda elektronlar ya birlikte aynı atoma katılır ya da ayrılarak biri bir atoma, diğeri öbür atoma katılır. Eğer birlikte kalırlarsa oluşan atom bir iyon olur, eğer ayrılırlarsa serbest radikaller oluşur. Serbest radikalleri oluşturan bu eşleşmemiş elektronlar yüksek enerjilidir ve eşleşmiş elektronları ayırıp işlerine engel olurlar. Bu işlem serbest radikalleri hem tehlikeli hem de kullanışlı yapar. Bir serbest radikal, çift halde bulunan elektronların çoğunu birbirinden ayırarak reaksiyonu durdurur. Ama sonuçta serbest radikal kendine bir elektron alarak elektron çifti haline geçer, diğer elektronsa yeni bir serbest radikal oluşturur (5, 20). Biyolojik sistemlerdeki en önemli serbest radikaller, oksijen kaynaklı olanlarıdır. Reaktif oksijen türleri, doğada radikal veya radikal olmayan formlarında bulunabilir. Bu türler Çizelge 2.2 de gösterilmiştir. Çizelge 2.2.Reaktif oksijen türleri Radikal türler Radikal olmayan türler Moleküler oksijen, O2 Hidrojen peroksit, H2O2 Süperoksit, O2●- Hipokloröz asit, HOCl Hidroksil, ●OH Ozon , O3 Peroksil, RO2● Singlet oksijen, 1Δg Alkoksil, RO● Peroksinitrit, ONOO- Hidroksiperoksil,HO2● Bu radikaller, oksijenin suya indirgenmesi sırasında tek e¯aktarması sonucunda oluşan; oksijenin kendisi (singlet oksijen), süperoksit, hidrojen peroksit, geçiş metallerinin iyonları ve hidroksil radikalidir. Moleküler oksijenin bir e¯ almasıyla süperoksit (O2•), iki e¯ almasıyla hidrojen peroksit (H2O2), üç e¯ almasıyla hidroksil (OH•) radikali, dört e¯ almasıyla ise su (H2O) oluşmaktadır (5). O2 + H+ +e¯ → HO2 Hidroperoksil radikali (1) H2O → H + O2••¯ Süperoksit radikali (2) O2 + 2H+ → H2O2 Hidrojen peroksit (3) H2O2 + e¯ → OH¯+OH•¯ Hidroksil radikali (4) OH + e¯ + H+ → H2O Su (5) Oksijenin bu şekilde davranması oksijen paradoksu olarak adlandırılmıştır (22). Normal şartlar altında oksijenin bu şekilde davranmasına karşılık vücut kendi antioksidan savunma sistemini geliştirmiştir. Antioksidan savunma sistemi olarak adlandırılan bu sistemin çalışması pek çok endojen ve ekzojen faktöre bağlı olan kompleks bir sistemdir. Reaktif türler, oksidatif saldırılara uğrama eğilimleri yüksek olan lipitler, proteinler, DNA ve karbonhidratlar gibi pek çok hücre organeli ile reaksiyona girerler (23). Eğer oksidasyon olaylarını kontrol eden bu savunma sistemi zayıflarsa veya dengeler antioksidan sistem aleyhine dönerse oksidasyon süreci kontrolü kaybederek hastalık oluşturacak seviyelere erişebilir (örn. damar sertliği, kanser, karaciğer rahatsızlıkları v.b.) (24). Günümüzde yapılan çalışmaların amacı bu oksidatif süreci geciktirmek veya durdurmaktır. Yapılan çalışmalar, düzenli olarak sebze meyve tüketilmesinin in vivo ortamda bu savunma sistemini güçlendirdiği, bu etkilere yapılarında bulunan fenolik bileşiklerin neden olduğunu, ayrıca aynı etkinin bitkisel kökenli vitaminlerden E ve C’ nin tüketilmesiyle de elde edilebileceğini göstermiştir. Bu besinlerin biyoyararlanımları, metabolizmaları ve diğer bileşiklere olan etkileri günümüzün başlıca araştırma konularıdır (23). 2.3.2.Serbest Radikallere Karşı Hücresel Savunma Organizmada oksijenden türeyen serbest radikallerin yok edilmesi ve buna bağlı doku hasarının önlenmesinde çeşitli antioksidan savunma mekanizmaları bulunmaktadır (25). Çizelge 2.3.Hücreiçi Antioksidan Savunma Mekanizmaları (25) • Enzimatik Savunma Süperoksit Dismutaz (SOD) Glutatyon Peroksidaz Katalaz Glutatyon Redüktaz NADPH-Kinonoksidoredüktaz (DT-diaforaz) Epoksit Hidrolaz Konjugasyon Enzimleri: UDP-Gluktonil Transferaz Sülfonil Transferaz GSH-S- Transferaz NADPH sağlayan enzimler: Glukoz-6-Fosfat Dehidrojenaz İzositrat Dehidrojenaz Malik Enzim Transport Sistemleri: GSSG atılımı Konjugat atılımı • Non-enzimatik Savunma Redükte Glutatyon (GSH) a-Tokoferol Askorbik Asit β-Karoten Ürat Plazma Proteinleri (Serüloplazmin) 2.3.3.Serbest Radikallerin Temizlenmesinde Etkili Moleküller Bitkiler, yüzyıllardan beri tüm dünyada gıdaların tat ve aromasının artırılmasında, gıdalardaki istenmeyen kokuların giderilmesinde ve hepsinden önemlisi de tedavi amaçlı olarak kullanılmıştır. Uzun yıllar geleneksel olarak devam eden bu kullanım şekilleri, 20. yüzyılın başından itibaren değişime uğramış, tedavi amaçlı kullanılan bitkilerin çeşitli özellikleri laboratuarlarda araştırılmaya başlanmıştır. Tıbbi bitkiler konusunda bilimsel araştırmalar arttıkça, bitki türlerine ve bileşenlerine ilgi de bir hayli artmıştır. (5) Doğada yetişen 300 e yakın bitki familyasının yaklaşık 1/3’ ü uçucu yağ içermektedir. En fazla uçucu yağ içeren familyalar ise Pinaceae, Laureceae, Myrtaceae, Rutaceae, Laminaceae(Labiatae), Apiaceae(Umbelliferae),Zingiberaceae, Asteraceae (Compositae),Piperaceae, İrridaceae, Chenopodiaceae, Verbenaceae, Brussicaceae veRanunculaceae’ dır. Bu familyalardaki bir çok bitki antimikrobiyal ve antioksidan özellikler göstermektedir. Aromatik bitkilerin antioksidan aktivitesi yapısındaki sekonder komponentlerin miktarıyla yakından ilişkilidir. Bunlar "fitokimyasallar" diye de adlandırılırlar. Bu komponentlerin miktarı bireysel (morfogenetik, ontogenetik, diurnal ve ekolojik faktörler), genetik ve genom farklılıklarından dolayı bitkiden bitkiye değişmektedir. Bu bileşikler içerisinde en fazla bulunanları flavonoitler, fenolik asitler ve fenolik terpenlerdir (26). Fenolik bileşikler altı üyeli aromatik halkaya direkt bağlı bir hidroksil grubu (-OH) içeren ve bu hidroksil grubundan bir hidrojen kaybetmeye meyilli, zayıf asidik, aromatik bileşiklerdir. Fenolik bileşikler antioksidan olarak, insan vücudundaki çeşitli nedenlerle oluşmuş serbest radikalleri temizleme kabiliyetine sahiptirler. Fenolik bileşiklerin antioksidan etkisi, metal iyonlarla bileşik oluşturma (metal şelatlama) ve singlet (tekli) oksijen oluşumunu engelleme veya azaltma gibi özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Diğer bir deyişle bunlar, çeşitli reaktif oksijen türlerini (serbest oksijen, peroksinitrit ve hidrojen peroksit) hücrelerden uzaklaştırarak metabolizmayı zinde tutarlar. Fenolik bileşikler veya polifenoller, bitkilerde en fazla bulunan yapılardan biri olup bitki aleminde 6000 den fazla fenolik yapının bilindiği belirtilmektedir. Başlıca fenolik asitler gallik asit, protokatekuik asit, p-hidroksibenzoik asit ve vanilik asit gibi hidroksibenzoik asitler ve ferulik asit, kafeik asit ve kumarik asit gibi hidroksi sinnamik asitleri içerir. Flavonoitler ve diğer fenolik bileşikler çoğunlukla bitkinin yaprak, çiçek ve odunsu kısımlarında bulunmaktadır. Bu nedenle, genellikle aromatik bitkiler yaprak ve çiçek kısımları kurutularak drog halinde ya da ekstraksiyon, distilasyon gibi yöntemlerle elde edilen uçucu yağ ekstraktları şeklinde kullanılmaktadır. Aromatik bitkilerin kimyasal bileşimi birçok etmene bağlı olarak farklılık gösterdiğinden, antioksidan etkileri de değişebilmektedir. Flavonoitler insanlar tarafından sentezlenemeyen bitki fitokimyasallarıdır. Fenil halkalarının propan zincirine farklı pozisyonlarda bağlanmasıyla, bir başka deyişle, içerdikleri C halkasındaki değişimlere göre altı ana alt gruba ayrılabilir: flavanonlar, flavonlar, flavonoller, antosiyanidinler, flavanlar, izoflavonoitler. Genel olarak, flavanonlar turunçgil meyvelerde, flavonlar baharatlarda, izoflavonoitler baklagillerde, antosiyanin ve kateşinler meyvelerde, flavonoller tüm meyve ve sebzelerde bulunur. Flavonoller ve glikozitleri çoğunlukla meyvelerin dış kısmında bulunur. En çok bilinen flavonoller kuersetin ve kaempferoldür. Kuersetin, birçok meyve, sebze ve içecekte bulunur. Diyetimizdeki en önemli flavonoitdir ve özellikle soğan ve çayda bolca bulunur. Kuersetin, luteolin ve galangin yapılarındaki farklılığa rağmen kuvvetli antioksidan olarak bilinirler. Kuersetin ve rutin lipoprotein oksidasyonunu inhibe ederek, hücreyi okside LDL’ den gelen zarara karşı korur. Rutin, ufak kan damarlarının hücre aralarını yapıştırır ve kanın damarın dışına sızmasını önler. Rutinde, bir aktif madde olan P vitamini vardır ki, kan damarları iltihaplanınca ve kan akmasının durdurulmasında yardımcı olur; kan pıhtılaşmasını arttırır; radyoaktif maddelerin etkisiyle damarların esnekliği zayıflamışsa, onun düzelmesini sağlar. Geleneksel tıpta, son yirmi beş yılda flavonoitlere karşı ilgi artmış ve gerçekleştirilen çalışmalar sonucu flavonoitlerin yapıları ile antioksidan aktiviteleri arasında yakın bir ilişki olduğu bulunmuştur. Örneğin; flavonoit yapısında C-4΄ pozisyonunda hidroksil grubunun bulunması antioksidan aktiviteyi artırırken, serbest 4΄-OH grubunun metoksil grubu ile substitue olması aktiviteyi önemli derecede azaltır. Bu durum göz önüne alındığında kuersetin, luteolin, kateşin ve rutin antioksidan olarak etkili flavonoitlerdendir. Yapılan araştırmalarda, flavonoitlerin sadece antioksidan aktiviteye değil, aynı zamanda birçok biyokimyasal ve farmakolojik aktivitelere sahip oldukları belirlenmiştir. (5, 26-29) 2.3.4. Bitkilerden Sekonder Metabolit Eldesi Sekonder metabolitler , bitkilerin gelişmeleri boyunca farklı dönemlerde yapılmakta ve farklı dokularda depolanmaktadır. Bu yüzden bitkisel materyal, etkili maddenin en yüksek olduğu zamanda toplanmalıdır. Toplama işlemi genellikle elle ya da küçük aletlerle yapılmaktadır. Genellikle yapraklar; bitki çiçek açmaya başladığı zaman, çiçekler; tamamen açılmadan önce ya da tomurcuk halinde, kök kısımları; bitkinin toprak üstündeki kısımları kuruduktan sonra, kabuklar; bitki yapraklarını döktükten sonra meyve ve tohumlar; olgunlaştıktan sonra toplanmalıdır (10). Taze ya da kuru bitki materyalleri, sekonder metabolitler için kaynak olarak kullanılabilir. Kuru bitki materyalleri bu amaçla daha uygundur. Çünkü kuru bitki materyallerinin ekstraksiyonu ile daha fazla miktarlarda ekstre elde edilebilir, bu maddelerle daha kolay çalışılabilir ve bu materyallerin çözünmesi de daha kolay olmaktadır (30). Kurutmada seçilecek yol materyalin cinsine ve sahip olduğu maddelerin durumuna göre yapılır. Bitkinin sahip olduğu enzimlerin en etkili olduğu sıcaklığın 35- 50 ºC arasında olduğu düşünülerek, kurutma esnasında bu sıcaklıkta çok fazla kalmamasına özen göstermek gerekir (10). Bitki ekstrelerinin hazırlanmasında genellikle etanol, metanol, petrol eteri, kloroform ve su gibi çözücülerin kullanıldığı kaynaklarda kayıtlıdır. Bitkisel preparatlar; ekstraksiyon, distilasyon, sıkma, fraksiyonlama, saflaştırma, yoğunlaştırma ve fermantasyon gibi işlemlerle hazırlanırlar (31). Tablo 2.2.Etken madde ekstraksiyonunda kullanılan çözücüler (32) Su Etanol Metanol Kloroform Diklorometanol Eter Aseton Antosiyaninler Nişastalar Tanenler Saponinler Terpenoidler Polipeptidler Lektinler Tanenler Polifenoller Poliasetilenler Flavonoller Terpenoidler Steroller Alkaloitler Propolis Antosiyaninler Terpenoidler Saponinler Tanenler Ksantoksilinler Totarol Kuassinoidler Laktonlar Flavonlar Fenonlar Polifenoller Terpenoidler Flavonoitler Terpenoidler Alkaloitler Terpenoidler Kumarinler Yağ asitleri Flavonoller Ekstreler, genellikle kuru bitkisel veya hayvansal materyallerden elde edilen sıvı, katı veya yarı-katı kıvamda yoğun maddelerdir (31) ve bu preparatların su, etanol, eter gibi çözücülerle ekstraksiyonu ve çözücünün tamamen buharlaştırılması sonucu elde edilirler. Ekstraksiyon kelimesi (extractio) Latince, bir şeyin içerisinden çekip çıkarmak anlamına gelen extrare kelimesinden türemiştir. Bu işlem bitkisel materyal içinde karışım halinde bulunan bir etken maddenin veya istenilen herhangi bir yardımcı maddenin çekilip alınması, çıkarılması için yapılır. Ekstraksiyon işlemi bitkisel materyalin ve içerdiği etken maddenin özelliğine, etken maddenin kullanılma yerine, bitkisel materyal miktarına göre farklı metotlarla yapılır (33). Bu bilgiler sadece bilgi ve eğitim amacıyla sağlanmıştır.

İLETİŞİM BİLGİLERİ

TAVLUSUN MH.AYDINLAR SK.KORKMAZ SİT.C BLOK 1/8 MELİKGAZİ KAYSERİ
Telefon : +90.537 058 45 46